Olympos Otelleri
izmir-alsancak-1
bergama-antik-kent
çeşme
efes-antik-kent
efes-antik-kent-1
meryem-ana-kilisesi
 
 



Meryem Ana Kilisesi

1881 yılında, Paris piskoposluğuna bağlı Gouyet adında bir rahip, Katerin Emmerik'in (1774-1824) yazdığı "Hazreti Meryem' in hayatı" kitabında anlatılan Meryem'e ait Ev'in, tanıma uygun olup olmadığını görmek için Efes'e gitmeğe karar verir.
 
İzmir Başpiskoposu olan Monsenyör Timoni, onu cesaretlendire­rek, araştır-malarına yardımcı olsun diye yanına bir genç verir. Ra­hip Gouyet, çantasına, üzerinde "zavallı, zararsız ve çaresiz bu yol­cuya lütfen saygı gösteriniz" sözlerinin yazılı olan bir pusula koyarak yola çıkar. Yolculuğu sorunsuz geçtikten sonra, Hazreti Meryem'in Evi'ni bulduğunu iddia ederek, raporunu Monsenyör Timoni ile Pa­ris Piskoposluk otorilerine, hatta Roma'ya verir. Fakat başarılı ola­maz.
 
On yıl sonra, İzmir Fransız hastanesi rahibelerinden Marie de Mandat Grancey, hastanedeki rahibeler camiasına, Katerin Emmerik' in "Hazreti Meryem'in Hayatı" kitabını okutuyordu. Meryem'in Efes'teki yaşamı ve ölümü ile ilgili bölümler bittiği zaman, rahibele­rin rahibi olan Lazarist M. Jung şöyle der: "Efes o kadar uzak değil­dir, gidip görmeğe değer."
 
Ayni tarihlerde İzmir Fransız Koleji müdürü ve İbranice uzman, Yahudi geleneklerini iyi bilen Lazarist rahip Eugene Poulin'de Katerin Emmerik'in kitabını inceler ve Efes'e bir gezi tertiplemeğe karar verir. Kendisi gitmediyse de iki rahip ve iki katolik görevli gön­derir.

27 Temmuz 1891 de dört kişi yola koyulurlar, Efes'te civarı iyi tanıyan Mustafa adında bir zencinin yardımını isterler.
 
Fakat bir müddet evvel Mekitarist (Ermeni katolik) bir rahip Değirmendere'-de bir şeyler bulduğunu iddia ettiğinden, Ayasuluk (Selçuk) yerine, Aziziye (Çamlık)dan dolaşırlar. Değirmendere'deki Ortodoks manastırına geldiklerinde heyet başkanı Mr. Jung, oradaki iki papaz'a Hazreti Meryem nerede «öldü diye sorar. Karşılığında "Kudüs te" diye cevap alır. Cevaplarından, Meryem'in ölümü ile ilgili, Bizans'ın resmi geleneğine sadık kaldıkları anlaşılıyordu.
 
Değirmendere gezisi hiç bir olumlu sonuç getirmediğinden, dört arayıcı Kuşadası'nda gecelemeği ve ertesi gün ellerinde pusula ile Ayasuluk'tan hareket ederek ve Katerin Emmerik'in kitabını rehber sayarak araştırma-larına devam etmeğe karar verirler.
 
29 Temmuz 1891 günü, saat 11'e doğru yorgun bir vaziyette, tü­tün dikilmiş küçük bir yaylaya varırlar. Susamış olduklarından, tarla­da çalışan kadınlardan su isterler. "Suyumuz kalmadı, fakat manas­tıra gidin, orada su bulacaksınız" diye cevap alırlar. Bir işaretle, ol­dukça harap olmuş bir evi gösterirler.
 
Susuzluklarını iyice giderdikten sonra dört araştırmacımız etraf­larına bakar ve şaşkına dönerler. Ne? Harabeye dönüşmüş ev, evin arkasındaki dağ, karşılarında deniz fakat...Katerin Emmerik tarafından Meryem in Evi için yapılan tasvirin ta kendisi, tıpatıp uyuyor. Do­nakalmış ve heyecanlı bir şekil-de, ev'i tasvir eden satırları bir daha gözden geçirirler. Vazifelerini tam yerine getirmek için, civardaki tepeleri araştırmak isterler. Katerin Emmerik gerçekten dağın tepe­sinden, Meryem Ana Evi'nin bulunduğu yamaç, Efes ve Deniz görün­düğünü yazıyordu. İki gün boyunca, tepeden tepeye koştular fakat Meryem Ana Evi'nin bulunduğu dağın tepesinden başka hiçbir yer­den aynı zamanda Efes ve Deniz görünmüyordu. Böylece Meryem'in evini bulmuşa benziyorlardı. Sevinç içinde, İzmir'e dönerler ve ke­şiflerini anlatmağa başlarlar.
 
M.Jung'un amiri sayılan, M.Poulin, meslektaşını şakacı itham ederek, bizzat Efes'e gitmeğe karar verir. Birinci keşif gezisinden onbeş gün sonra, yani 12 Ağustos'ta bizzat dağa tırmandıktan sonra, İzmir'e dönüşünde, tutkuyla meseleye sarılıp, derin ve bilimsel çalış­malarla bu işin peşine düşmeğe karar verir.
 
M.Poulin gecikmeden 19 Ağustos'ta, ikinci kez Mösye Jung'u ve kültürlü dört katoliği yanına alarak, Efes'in yolunu tutar. Altı gün boyunca fotoğraf çekerek, ölçerek ve önemli veriler elde etmek için orada kalırlar.
 
M.Poulin'in sık sık ziyaret ettiği ve rahip Gouyet'yi unutmayan İzmir Başpiskosposu Monsenyör Timoni, Efes'teki Meryem Ana'nın evi ile ciddi bir şekilde ilgilenmeye başlar. Başkanlığında, yedi rahip ve beş laikten müteşekkil uzman bir heyet kurar.

1 Aralık 1892 tarahinde Monsenyör Timoni başkanlığındaki 12 kişilik heyet Meryem Ana'ya çıkar. Heyet, Katerin Emmerik'in an­lattıktan ile bariz bir benzerlik olduğunu farkeder, yerinde hemen usulüne uygun şekilde bir tutanak tanzim edilir ve heyet üyeleri tara­fından imza altına alınır.
 
Mösyö Jung'un Panaya Kapulu'yu keşfettiği tarih sayılan 29 Temmuz 1891 ile Monsenyör Timoni'nin aynı yere çıktığı tarih olan 1 Aralık 1892 arasında, rahibe Marie de Mandat Grancey bu yerin mülkiyetini kendi adına geçirtmek için çalışır, bu yerin satın alma görüşmeleri 15 Ocak 1892'den, 15 Kasım 1892 tarihine kadar sü­rer. Demek oluyor ki, rahibe Marie de Mandat Grancey bu yerleri satın aldıktan 15 gün sonra monsenyör Timoni Meryem Ana'ya çı­kar.
 
Sonradan Mr.Poulin'in yazdığı gibi ev, çok güzel sekiz çınar ağa­cı ile çevriliydi. Bu çınarların bir kaç metre ötesinde, akarsuya doğ­ru, uzun ve narin bir kavak ağacının tepesi ince bir ok gibi yükseliyor­du. Bu büyük kayalıkların eteğinde, onu koruyan ve hükmeden bu dağda, koruyucu gölgeleriyle örtercesine gizleyen kavaklar altında, sanki bir sır saklıyormuş gibi bu tarihi ve küçük kilisenin, güzel ve saygıdeğer bir görünüşü vardı. Uzakları gözetleyip, yaklaşan düşmanı haber verircesine yükselen narin kavak ağacı ise, gelen ziyaretçilere sanki "Gelin burasıdır" diye sesleniyordu. (Poulin, Panaya Kapulu tarihi, el yazısı 1 cilt, sahife 30).
 
Mr. Poulin, yazılarında küçük kilise için "güzel ve saygıdeğer" olarak bahsetmektedir. Gerçekte Ev'in çatısı yoktu, dört duvar ise pek iyi bir durumda değildi. Rahibe Marie de Mandat Grancey kendi imkânlarıyla, drahomasının bir kısmını Ev'in tamiri ve civarının tan­zimi için hasreder.
 
Temmuzdan, Aralık 1894'e kadar çeşitli işlere girişilir. Böylece su kaynağına bir kanal açılır, daha pratik yollar tanzim edilir, küçük kilisenin bulunduğu yerden daha aşağısında teraslar yapılarak, bura­ya sebze bahçesi tesis edilir. Daha sonra, ziyaretçiler için, barınacak bir yer ve rahibeler için bir ev inşa edilir. En büyük problem ise küçük kilise idi. Hiçbir şeye dokunmamak için, bu dört duvarın üstüne istinad ettirilen camla örtülü bir çatı yapılır.
 
Böyle bir çatının, estetik kıymeti tartışma konusu olabilir, acaba mimari açıdan daha iyi yapılamaz mı idi? belki böyle yapmakla Meryem'e ait Ev'in harabeleri korunmuştur.
 
İzmir'de Sen Polikarp kilisesinde, bugün hala görülebilen freskleri yapan mimar Raymond Pere, küçük kilisenin içinde mermerden kü­çük bir mihrap yapar, işte bu devrede, bir kenarında Meryem Ana heykeli dikilen ve küçük kiliseye doğru giden yolun sağına ve soluna zeytin ağaçları dikilir.
 
17 sene bu yerlerin sahibesi olduktan sonra, 1910 yılında rahibe Marie de Mandat Grancey, bu yerin mülkiyetini Mr. Poulin'e devreder 1915 yılında bu asil rahibe vefat eder.
 
1914-1918 savaş yıllarında, mülkiyet ile meşgul olunamamış. 1920 yılında, lazarist rahip olan Mr. Euzet ve Saint - Germain, Mer­yem Ana'ya çıktıklarında, Ev'i korumak için yapılan çatı mahvedil­miş, civarındaki güzel yeşil meşeler kesilmiş ve mihrabın parçalanmış olduğunu görürler. Dereye atılmış olan ve elleri kopmuş Meryem Ana'nın heykelini bulurlar. Bu heykel ancak 1931 yılında şeref köşe­sinde yer alır.
 
1928 yılında vefat eden Mr. Poulin, el yazısı ile yazılmış vasiyet­namesine istinaden Meryem Ana mülkiyetini, Mösyö Euzet'ye bırakır.

Ancak, 1917 yılında mülkiyet, Devlet Hazinesinin namına geç­miştir. Bundan ötürü dava açmak mecburiyeti hasıl olmuştur. Mahke­mede ilk hamlede Meryem Ana'nın yeri cebel olmadığını ve ziraat yapılabilir tarla olduğunu ispatlamak gerekiyordu. Bundan başka va­siyetnamenin Türkiye'de, İsviçre kanunlarından alınan Medeni kanu­nun meriyete girmesinden önce düzenlendiği ispatlandı. En sonunda, 1932 de Yargıtay Mr. Poulin'in vasiyetnamesine istinaden, Mr. Euzet' ye mülkiyet hakkını tanıdı.
 
1947 de, bütün ormanların Devlete ait olduğu gerekçesiyle, yeni bir istimlak tehdidi ile karşı kalındı ise de Meryem Ana sahasında Orman ağacı niteliğinde ağaç olmadığını ispat etmek zor olmadı.
 
Nihayet, 1951 de Mr. Euzet, mülkiyeti, "Panaya Kapulu" Derne­ğine hîbe eder. Türk Hükümeti tarafından tanınan bu dernek daha sonra "Hazreti Meryem Ana Evi Derneği" olarak isim değiştirerek bu antik hırıstiyan madebini restore etmek ve daha iyi kıymetlendirmek için gerekli fonları toplamağa yetkili kılınır.
 
Bu derneğin çalışmaları ve Mr. Quatman ve Doktor Gschvvind yardımları sayesinde Meryem Ana Evi ve sahası kıymetlendi. Diğer taraftan, 1950'de hıristiyanlık için yüce sayılan bu yerin turistik de­ğerini anlayan Türk Hükümeti, bugün Meryem Ana'ya çıkmak için takip ettiğimiz yolun döşenmesine özen göstermiştir.


meryem-ana-kilisesi meryem-ana-kilisesi-2 meryem-ana-kilisesi-3 meryem-ana-kilisesi-4 meryem-ana-kilisesi-5
 
 
İzmirOtelleriFiayatlari.com
SOM TUR
Güllerpınarı Mh. No:190 Gümüş Apt. K:1 No:15
OLYMPOS / ANTALYA
Tel :+90.242.519 00 64

Share